Kayıtlar

ne yapacağımı bilmiyorum yine, her zamanki gibi. her zaman da böyle olacak. yani aslında fark ettim ki, bu sıradan bir döngü. büyümek dedikleri sanırım. ne yapacağını bildiğin bir gün asla gelmeyecek. hiçbir zaman, geleceği bilemeyeceksin ve yaptığın/yapmadığın şey seni tam olarak tatmin etmeyecek. atanmanın (ya da atanamamanın?) eşiğindeyim. 4 yıllık ağır bir eğtimin ardından kpss derdi de nihayet son buldu, korona morona derken kurbanlık koyun gibi bekliyorum topun ağzında. evet zorlanıyorum zihinsel olarak, fiziksel kısmını da göreceğiz artık... umut etmeye, hayal kurmaya devam ediyorum hala (dersimi almadım evet), pişman değilim çünkü dört duvarı aşıp gidebilmemi sağlayan tek vasıta bu.  yeni öğrendiğim (belki de görmezden geldiğim) bir şey daha var. bazı insanları çok seviyormuşum, haddinden fazla, hak ettiklerinden daha fazla. onları çıkarmaya çalışıyorum şimdi kalbimden (hayatımda yoklar, hiç olmamışlar da biraz zorla tutmuşum zaten)- özür diliyorum sessizce ve içtenlikle. h...

aşka aşık olmak

sanırım hastalığım bu. önceki yazılarımda da aşıktım,şimdi de. aşık olduğum insanlar ve makamlar ve tutkularım değişiyor günden güne,yaşımla değişiyor,bakışımla değişiyor,zihnimle değişiyor,gelişiyor,başkalaşıma uğruyor adeta. ama yüreğim,hep aynı. hissettiklerim aynı,gözlerimdeki ışık bazen solsa da,çoğu zaman aynı. içimde yanan bir ateş var ve onu canlı tutmak için kullanıyorum galiba aşkı. nazım hikmet de mi böyle hissediyordu? hiç benimsemediğim bir isim kendisi aslında ama üretmek için tüketmek gerekiyor sanırım ferman da diyor ya "ben tüketmeden var olamam" aslında tükettiğim tek kendimim... bunu biliyorum ama vazgeçemiyorum imkansızı düşlemekten çünkü beni her gün öldüren umudum bitmiyor o imkansızlara bile ulaşabileceğimi fısıldıyor kulağıma her gün ihanet ediyor bana,tıpkı benim gibi,acımadan ne yapacağımı bilemez halde dolanıyorum kendimi bulmak için çıktığım yollarda hep kayboluyorum. biliyorum "kendini bulmak için yolunu kaybetmen gerekir baz...

elmalar

günler geçiyor ve ne kadar vasıfsız olduğumun tekrar tekrar farkına varıyorum. yapabilecek birçok şeye sahipken ,hiçbir şeye sahip olamamam;kimin suçu? kimseyi bulamıyorum. ne suçu atabileceğim,ne teselli bulabileceğim kimsem yok. saçma sapan düşüncelerle harcıyorum zamanı. yine de umutluyum.acaba kaybetsem,bir şeyler değişir mi? bir de onu mu denesem? olmuyor ki. gözlerine bakınca içimde yeşeriyor tüm fidanlar,çiçekler açıyor,meyve veriyor hatta! üzülüyorum. çünkü goncalar soluyor,bazen. ağlıyorum.onların soluşu,sonbahardan da çok acıtıyor canımı. gözlerim buğulanıyor ankara'nın sokaklarında. ayaza karşı yürürken,yanaklarım kızarmış tıpkı yüreğimdeki elmalar gibi sen olsan,toplardık şimdi, afrika'daki çocuklara dağıtırdık gülüşlerimizi elmaları da tabii. seni sevmek cesaretini buldum kendimde umarsızca belki de hesaplamadan yaptığım tek şeydi sayısalcı kafamla yazdım bu dizeleri de ondandır dağınık ve anlamsız oluşu lakin eminim ki en alası gelseydi alim...

güzel yağmurlar mevsimi...

günlerdir yağmur yağıyor ankara'ya kalbim kasvetli bulutlar gibi dolu dolu gözlerim ha yağdı ha yağacak ardımda bıraktıklarım yakmıyor canımı bırakamadıklarım kesiyor nefesimi yağmur yağıyor üzerime yüreğime kadar ıslanıyorum kulağımda anılarla dolu bir şarkı seni arıyorum üşüyorum kurşun gibi iniyor damlalar rüzgar savuruyor yaprakları güllere bakıyorum gülmek için yağmura karışıyor gözyaşlarım nefes almak istiyorum kaburgalarım acıyor öyle dolu ki göğsümün içi ağlamak istiyorum boğazımda düğümleniyor hıçkırıklarım hani ilkbahardı mayıs sanki hiç öyle olmamış gibi hani açacaktı çiçekler içimdeki son gonca da solup gitti kirpiklerimden damlayan yaşlar gibi herkes, bırakıp gitti.

kürkçü dükkanı.

herkesin kendini kötü hissettiğinde dönüp dolaşıp geldiği bir kürkçü dükkanı vardır diye düşünüyorum.o dükkanı kapatmaksa,hiçbirimizin harcı değil. çünkü hepimiz,istesek de istemesek de,birilerine bağlıyız. en bağımsız olanımız bile. uçurtmaların gökyüzünde kalabilmek için tutacak birine ihtiyacı olması gibi. oradan oraya savrulmamak için kötü de olsa bizi hayatta tutacak insanlara ihtiyaç duyarız. eğer hala ölmedilerse,kalbimizde ya da dünyamızda... gidip sarılalım,gizlice olsa bile. hepimiz insanız neticede. beyaz;beyaz oluşunu siyaha borçlu. kimseyi değiştiremediğimi fark ettim. keşke kendimi mikrodalgaya atabilsem,moleküllerim falan değişse! ama olmuyor. iradem yetmiyor işte huyumu kurutmaya. kovulduğum dükkanların kapısını bir bir çalıyorum yeniden,yüzsüzce. sevince de gurur kalmıyor ki zaten. aşk insanı güzelleştiriyor ama çabuk solan çiçekler de hep en güzel olanlar değil mi zaten? kaktüse baksana! ne dokunduruyor kendine ne yerinden oluyor,hep baş köşede. dik...

gökyüzüne bakmak istiyorum.

zaman akıp gidiyor ve öylece bekliyorum,hocam.sanki ruhum başka,bambaşka bir yerde.uzaktan bakıp gülüyor bana.aklımı kaçırışımı zevkle izliyor. param olmadığı halde kafelere oturmayı,geleni geçeni seyretmeyi sevdim bu şehirde.yarın yokmuş gibi yaşamak isterken sudan sebeplerle ateşten çemberlerin içinde kaldım tek başıma. milyarlarca oksijen molekülünün arasında havasız,kilometrekarelerce toprak parçasının içinde bir avuç toprağa hasretim yine. bu kendi içimde yarattığım bir çaresizlik mi,yoksa o kaçıp giden ruhumun işi mi,bilmiyorum. kendini çok dinleme,elini boş bırakma diyor doktorum. yapacak bir şey bulamıyorum. yapmak istediklerimi becerememekten korkuyorum. sudan sebeplerin içinde boğuluyorum. cehennemin içinde cenneti düşlüyorum. düşüyorum. ama kalkacağım.tıpkı senin gibi. korksam da,cesur görüneceğim. ya ben biteceğim,ya hayatım. biten bir hayatta yaşamayacağım. gözlerim yanıyor,ensemde bir ağırlık var. başım bedenime ağır geliyor. 19'umdayım. 20 olmaktan ...

önemli olan iç güzellik!

günler geçiyor,kilo almaya devam ediyorum. kafamda bir milyon yıl önce aşık olduğum -itiraf ediyorum hala aşığım evet o aşktı hoşlantı değildi- kişinin bana taktığı lakabın hıncını alırcasına yemek yiyor ve bana vurduklarının acısını çıkarırcasına kendime zarar veriyorum. ne kazanıyorum? daha fazla kilo. yine el içine karışacağım on gün sonra üç beş gün kadar ve yine başlayacaklar hanım kız biraz az yer dal gibi olur sen kalas gibi olmuşsuncular ve nefret ediyorum bir halttan anlamayan insanlardan geçmişim hakkında hiçbir şey bilmeden geleceğimi yazmaya çalışanlardan tiksiniyorum! ben aptal değilim! kendi irademle iradesizim. siz zeki değil şanslısınız. ben şanslıyım,zekiyim de. bana tepeden bakanlara yapacağımı biliyorum. çok kötü bir insan olup onların elinden tutacağım. ve alacağım canlarını gözlerinin içine bakarak. tam olarak sinirli,mutsuz ve umutsuzum ve yarın o daracık kabinlerde o kocaman kıyafetleri denemek istemiyorum. canım sıkkın,gülemiyorum kusura bakmayı...